Avustralya Macerası Bölüm 1: Dil Okulu

Çevremizde bir çok kişi yurtdışına gitme, yerleşme, okuma, çalışma hayali kuruyor. Okumaya gidip dönmek istemeyenler, gözünü karartıp işi bırakıp gidenler… Yaşamak için bu aralar eskiden de popüler olan Avustralya ilk sıralarda yer alıyor. İşi bırakıp oralara yerleşenlerle yaptığımız sohbetleri yazmadan önce üniversiteyi yeni kazanmış, yolun daha başında olan başka bir arkadaşla sohbet etmek istedik. 1 senesini Avustralya’da dil okulunda değerlendiren Şimal bizi bilgilendirdi sıra sizde 🙂

Merhaba Şimal okuyucularımız için biraz kendinden bahseder misin? Türkiye’de nerede yaşıyorsun, ne okuyorsun?

İstanbul’da yaşıyorum, Cerrahpaşa 1. sınıf tıp öğrencisiyim. 2015-2016’da 10 aylığına Avustralya’ya gitmiştim, deneyimlediklerimi elimden gelen en açık ve kapsamlı şekilde anlatmaya çalışacağım.

Avustralya’da okuma kararını nasıl aldın ve süreç nasıl oldu?

Melbourne’e gitmeye karar verdiğim dönem üniversite sınavı daha yeni bitmiş, yerleştirme sonuçları açıklanmıştı. Cerrahpaşa’da bölümüm Türkçe’ydi ve İngilizcemi kesinlikle geliştirmem gerektiğini düşünüyordum. Ya yazları yurt dışına gidip pratik yapacaktım, ya da bir yılımı bu işe verip sorunu kökten halledecektim. İkinciyi tercih ettim. Okulu bir sene dondurup hazırlık sınıfı okur gibi bir dil okuluna gidip bir de bunu İngilizce’yi resmi dil kabul eden bir ülkede yapmalıydım. Sıra yer seçimine geldi. Tabi bu dediklerim bir iki gün içinde oldu, bayağı hızlı karar verdik ailemle birlikte. Yakınlarda Malta ve İngiltere, onun dışında Kanada, ABD ve Avustralya vardı. İngiltere için yurt+kurs fiyatları bize çok uçuk geldi. Kuzey Amerika’nın da uzak olduğuna, oraya kadar gideceksem Avustralya’ya gitmenin her anlamda daha kolay olacağına kanaat getirdik. Avustralya’da teyzemlerin olması, orayı seçmemin ana nedeni diyebilirim. Kurs seçiminde pahalı olmayan ve iyi bir okul bulmamda onların büyük yardımı oldu. Ögrenci vizesi almak uzun ve yorucuydu, bir çok belgem daha önceden hazır olmadığı için bir de işin acemiliğiyle vakit ve para kaybı yaşadım diyebilirim. Basit bir örnek vereyim; İngilizce ögrenci belgesi isteniyor. Ögrenci işlerinden Türkçe alıp noterli tercümandan çevirtip tarattım, ancak daha yeni öğreniyorum ki okul zaten e-imzali İngilizce belge veriyormuş otomasyondan. Bu şekilde belgeleri Avustralya’daki acentama gönderdim, o da oradan benim adıma başvuru yaptı. Kurstayken fark ettim çoğu kişinin acentası var ve kursta herhangi bir problem olunca onlar ilgileniyor. Başvurudan üç hafta sonra vizeyi aldım ve 18 Eylül’de, okulun başlamasına iki hafta kala yola koyuldum.

Orada eğitimdeki farklılıklardan, öğretmen öğrenci ilişkilerinden bahseder misin?

İlk başta öğretmenlere adlarıyla hitap etmek doğal olarak bir samimiyet yaratıyor. Ayda bir gün dersi dışarda işliyorduk, o da hocanın insiyatifine göre plaj, mahkeme salonu gibi ilginç mekanlar olabiliyor 😀 Bize bir kitap aldırıp, hadi 92. sayfayı açın çocuklar denmiyordu. Bir kurdaki hocam yakın zamanda gündemde olan haberlerden seçip kendisi calışma kağıdı hazırlıyordu mesela her gün; genel İngilizce de bol oyunlu, bol konuşmalıydı diyebilirim. Tabu gibi kelime oyunlarının ya da münazaranın baya gideri vardı, onun dışında yazmaya teşvik de yüksekti ama ödevi yapmayınca kimse bir şey demiyordu. Her şey sana bağlı yani. Bir öğrenci ülkeden ayrılırken ayarlanan veda yemeklerinde hocalar ve öğrenciler kaynaşıyordu.

Hocalarla Beraber Veda Yemeğinden

Peki yaşamak için nasıl bir yer? Pahalı mı, insanların diğer ülkelerden gelenlere bakışı nasıl?  Oradan Türkiye nasıl görünüyor?

Onların gündeminin bir kısmını Türkiye oluşturuyordu desem abartmış olmam. Neredeyse her ay Türkiye’den haberleri oranın gazetelerinden takip edebiliyordum, malum bombalar darbe derken gecen sene üzücü ve bol haberli bir yıldı. Bir hocam bir keresinde komedyen John Oliver’in Erdogan hakkında 4-5 dakikalık videosunu izlettirmişti derste. Kısaca ülke olarak baya ünlüyüz(!) Ama insanlar özellikle şehir merkezinde oldukça kibar. Zaten nüfusunun önemli bir kısmını göçmenler oluşturduğu için gelenleri rencide etmemek icin özel bir çaba var özellikle genç kesimde. Çok uluslu ortam özellikle mutfağa yansıyor, her çeşit lokanta var. Asya’nın etkisiyle alternatif tıbba ilgi Türkiye ya da Avrupa’dan daha fazla. Sayıları az da olsa Reclaim Australia denen aşırı-sağ Islam karşıtı bir grubun varlığından haberim vardi ama onlara karşı olan tepki daha büyük. Yasadışı bir şekilde ülkeye ulaşan mültecilere Avustralya hükümetinin tutumu çok sert, onları yakınlardaki Nauru ve Manus adalarına gönderiyorlar ve ülkeye girişleri bir daha pek olası olmuyor.

İşe bir de maddi boyutundan bakarsak, evet Avustralya pahalı ama işin iyi tarafı öğrenci vizesiyle haftalık 20 saat çalışma izni var ve asgari ücret saati 17.50 AUD. Yasadışı çalıştıran bir çok restoran var, yani daha çok vaktim var para da lazım derseniz o yolu da seçebilirsiniz. Ben daha çok pratik yapabilmek ve aynı zamanda harçlık çıkarmak icin 2-3 ay bir İtalyan lokantasında çalışmıştım, yemek sorunu ortadan kalkmış oluyor böylece. Ben aileyle kalıyordum ama ev kiralayan arkadaşlarım için yemek çok önemliydi. Merkezde kalanlar için bir odaları olmamasına rağmen haftalık kiralar 100 AUD’nin üstündeydi. Kısaca en az iki sene baristalık tecrübeniz yoksa veya aşçılık gibi bir beceriniz yoksa ya da özel ders vermiyorsanız biraz birikiminizin olması sizi rahatlatacaktır. İlginç bir şekilde et ve benzin ucuzdu, toplu taşıma kullanmak her zaman daha cazip olmuyordu. Günlük 7,50 AUD’ydi Myki (Akbil diyebiliriz). Bir de mesafeler uzak olduğundan arabanız varsa kardasınız. (Direksiyonun sağda olmasına alışma surecini geçiyorum) Ortalama bir barda 350 mllik bira, Corona en popüleri 9 AUD, Tazmanya biralarından Cascade’i önerebilirim.

Artı ve eksileri söylemek gerekirse…

İlk basta kahve en büyük artılarından. Zamanında yerlesen İtalyan göçmenler bir kahve kültürü oturtmuş Melbourne’de. Herhangi bir lokal kafeye dahi gitseniz iyi kalite espresso kahvenizi içebilirsiniz. Belki bu yüzdendir, Starbucks koca sehir merkezinde bir kaç tane ve pek rağbet görmüyor.  Halk da her sabah kahvesini icmeden güne başlamıyor. Orta boy take-away lattenin ortalama fiyatı 3.5 AUD.

Diğer büyük artısı şiddetin en aza indirilmesi, silah sahibi olmak 90’lardaki bi toplu katliamla yasaklanmış en büyük kavgalarda sandalyeler fırlatılıyor.

Evlerin çoğunun müstakil olması, ailelerin özel alanlarının olması pozitif ama bu olay ev fiyatlarına da yansıyor maalesef. Eğer sporla ilgileniyorsanız tenis turnuvaları, rugby, kriket, sörf yaşadınız 🙂

Diğer taraftan hava gercekten dengesiz, ayni gün içinde 20 dereceye kadar değiştiği oluyor. Yani hava durumuna bakmadan sokağa çıkmak iyi bir fikir değil. İş yerlerinin 5-5 buçuk gibi kapanması olayı da var. Tabi bu çalışanlar için güzel ancak turistler icin can sıkıcı 🙂

Plajda Ders Çalışırken

Avustralya ile ilgili bize verebileceğin ilginç bilgiler var mı? Senin şaşırdığın vs…

Bazı yargıçların iş kıyafetinin bir parçası gibi peruk taktıklarını öğrendiğimde gerçekten şaşırmıştım ama eski İngiltere sömürgelerinde bu var sanırım.

Bir gün de yanlışlıkla okul bölgesine giden otobüse binmiştim ve gördüm ki erkek üniformaları hala kısa pantolon.

Kanguru etinden burger yapılması da ilginç bence.

Ballarat’ta insanların eskiden altın aradığı bir yer hala sembolik olarak arıyorlar.

Son olarak, halk otobüsünden inerken kaptan duysa da duymasa da yazılı olmayan bir kural gibi bağırarak “Thank you” demek de alışmakta zorluk çektiğim seylerden biri.

Oraya senin gibi okumaya gelmek isteyenlere neler önerirsin?

Kursu çok iyi seçmelerini öneririm, uzun süreli vize almalarını öneririm sonrasında pişman olurlarsa çok geç olur. Okurken değişik işlerde çalışmanın, gönüllü ya da ücretli fark etmez, hem işe giriş sürecinde hem de devamında kattıkları götürdüklerinden çok fazla. Melbourne komedi festivalinde en az 3-4 gösteriye gitmenizi tavsiye ederim, esprilere gülmeye başladığınızda İngilizcenizin ne kadar geliştiğini anlayacaksınız. Birkaç haftalık tatil alabilirsiniz okuldan, bu zamanlar değerli. Sydney-Canberra-Melbourne uçlüsüne kesin gidin ama Canberra’ya 1-2 günden fazla ayırmaya gerek yok, Sydney içinse en az bir hafta diyorum.

Peki son olarak turist olarak geleceklere farklı neyi önerirsin? 

Vahşi yasam parklarına kesinlikle gidin derim, kangurular, koalalar diğer keseli memeliler ve Avustralya’ya özgü diğer hayvanlara hayvanat bahçesinden çok daha fazla yaklaşabilirsiniz. Melbourne’e geliyorsanız White Night’ta şehir merkezinde olmaya çalışın. Her yıl daha güzel oluyor diyorlar, her köşede farklı bir etkinlik oluyor ve gece boyunca sürüyor. St. Kilda festivaline ben gidememiştim ama giden arkadaşlarımdan beğenmeyen yoktu. Onun dışında her hafta başka bir festival oluyor elbet birine denk gelirsiniz merak etmeyin – tabi yaz aylarında özellikle Şubat’ta! NGV (Victoria Ulusal Galerisi)’yi ve ACMI’i ziyaret etmenizi şiddetle öneririm çok sağlam sergiler gelebiliyor. Sydney bana en çok İstanbul’u hatırlatan yerdi. Vapura binince şehir turu atıyorsunuz bir nevi. Harbour Köprüsü’ne tırmananlar var ama biz sadece üzerinde yürümüştük ve bayağı güzeldi. Lunaparkta yavaş yavaş yukarı çıkaran yuvarlak alete de binin derim Opera Binası çok güzel gözüküyor. Bir de Vegemite yemeyi unutmayın!! 

*Burada vegemiteyi bize de açıklamayarak merak ettiren Şimal’e teşekkürler 🙂

Harbour Köprüsü’nden Opera Binası

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *