Ortadoğu’yu Anlamak Dünya’yı Anlamak; İsrail ve Filistin

İsrail ve Filistin’i hep merak etmiş biri olarak Ortadoğu’da daha önce Lübnan’ı görmüştüm. Lübnan’ın dışardan anlatıldığı gibi olmadığı, insanının, gündelik yaşamının haberlerde olduğundan çok farklı olduğunu görmüştüm. Biz ortadoğu ülkelerini hep bombalarla anıyoruz. O ülkelerde savaşın hiç bitmediğini sanıyoruz. Halbuki gerçek tabi ki böyle değil. Mesafe olarak ise 2 saatten fazla sürmeyen uçak yolculuklarıyla aslında Avrupa’dan daha uzak değil bu ülkeler.

Yine bir ortadoğu yolculuğuna hazırlanırken İsrail’i seçtik bu sefer. İsrail planını yaparken Tel Aviv, Kudüs olmazsa olmazlardandı. Bunun yanında Filistin’e geçebilir miyiz sorusu aklımızı kurcaladı. Sonuçta haberlerde sürekli İsrail askerleri Filistin’e saldırıyor bazen bomba yağdırıyor, Filistinli intihar bombacıları ise İsrail’de kendini patlatıyor. İsrail ile olan politikamız ise sürekli dalgalı, acaba bir sorun yaşar mıyız düşüncesi hep mevcut. Ramallah, Beytüllahim, Gazze hiç iyi şeyler duymadığımız sürekli kötü şeylerle anılan şehirler veya bölgeler gibi duruyordu.  İsrail’den Ürdün’e Petra’ya gitme planı da aklımızın bir köşesindeydi.

İsrail Vizesi, Ulaşım ve Ülkeye Giriş

İsrail Türk vatandaşlarından vize isteyen bir ülke ancak işin iyi yanı herhangi bir ücretinin olmaması. Turistik vize (B2) Türk vatandaşları için ücretsiz. Herhangi bir online veya telefon ile randevu almadan İstanbul Maslak’taki Yapı Kredi Plaza C Blok’da yer alan İsrail Başkonsoloğu’na haftaiçi 10 ile 13 arası talep edilen evraklarla başvuru yapabiliyorsunuz.

Ben de aynı şekilde konsolosluğa gittim. Girişteki görevli beni önce bir süzdü, evraklarımın tam olup olmadığını, neden İsrail’e gitmek istediğimi sordu. Bu sorulara efendice cevap verdikten sonra sözlü olarak kaçıncı sırada olduğumu söyledi. 1 numara olmanın verdiği gururla beklemeye başladım. Sıram gelince aynı görevliye ceket, telefon, çanta gibi her türlü eşyamı teslim ettikten sonra sadece elimde belgelerle tekrar xray cihazından geçtim. Ardından başka bir görevli bana eşlik ederek konsolosluğun bulunduğu kata çıkardı. Bu katta da beni başka bir görevli karşıladı ve güvenlik sorularına geçti; Neden İsrail’e gitmek istediğimi, kiminle gittiğimi, birlikte gideceğim kişiyi nereden tanıdığımı, nerede çalıştığımı, İsrail’de tanıdığımın olup olmadığını, birlikte gideceğim kişinin tanıdığının olup olmadığını, yanımda kesici veya delici bir alet olup olmadığını, bomba olup olmadığını, buraya gelirken tanımadığım birinin bana paket veya zarf verip vermediğini, hangi şehirleri ziyaret edeceğimi sorduktan sonra kemerimi istedi. Kemeri eğer bükerek iyice inceledikten sonra patlayıca dair bir iz olmadığından emin olup, tekrar xray cihazından geçmemi istedi. Akabinde beni evrak işlerinin olduğu odaya yönlendirdi. Devlet dairesi tarzı bir gişede yaşlı bir teyze evraklarımı aldı. Şöyle bir bakıp beğenmediği bir kaç evrağı geri verdikten sonra makbuz tarzı bir belge verdi. Belgede 1 hafta sonra pasaportumu alabileceğim yazıyordu. Teşekkür edip çıktım.

Pasaportunuzu kendiniz veya verilen belgeyle birlikte başka bir arkadaşınız alabilir. Ben İstanbul’da yaşamadığım için bir arkadaşım bana verilen belgeyle pasaportumu sorunsuzca aldı.

Başvuru evraklarımın arasında yer alan dilekçede 2 girişli vize ve vizenin pasaport yerine ayrı bir kağıda basılmasını talep etmiştim. İran, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelere girişte İsrail vizesinin pasaportta yer almasının sorun olabileceğini okumuştum. İsrail konsolosluğu isteklerimden birini yaparak 2 girişli vizeyi pasaporta basmıştı.

Ben Gurion Airport

Tel Aviv Ben Gurion Airport, İsrail

İsrail’e giderken hem Sabiha Gökçen Havalimanı’nda hem de Tel Aviv Ben Gurion Havalimanı’nda ekstra güvenlik önemleri mevcut. Uçağa geçerken bekleme alanında dahi tek tek valizler kontrol ediliyor, ayakkabılar, ceketler çıkarılıyor. Bu güvenlik aramasını başka hiçbir uçuşta görmemiştik. Bu noktada bagaj hakkınız varsa bagajınızı aşağıya vererek zamandan kazanıp sıkıcı güvenlik önlemleriyle daha az uğraşabilirsiniz. Bu güvenlik önlemlerinin daha sıkısı ise Tel Aviv Ben Gurion Havalimanı’nda olduğundan bagajınızı aşağıya vermenizin faydasını göreceksiniz.

Blue Card Denen Barkodlu Belge

Blue Card Denen Barkodlu Belge

Bu arada belirtmekte fayda var; Ben Gurion İsrail Devleti’nin kurucusu olup ilk başbakanıdır. Bağımsızlık bildirgesini okuyan, siyonist düşüncenin en önemli isimlerinden olup İstanbul Üniversitesi’nde hukuk eğitimi de almıştır. Ayıca kendisi Yahudi olup dindar değildir.

İsrail ülkeye girerken de çıkarken de pasaporta herhangi bir damga vurmadı. Girerken ve çıkarken barkodlu bir belge veriyor ve bu belge İsrail’deki seyahatimiz boyunca pasaportumuzdaki vize ile beraber en çok kontrol edilen belgeydi.

Ülkeye Girerken ve Çıkarken Barkodu Bu Cihaza Okutuyoruz

İsrail’e Girerken ve Çıkarken Barkodu Bu Cihaza Okutuyoruz

İsrail’den dönerken ise havalimanına en az 3 saat önce gitmenin faydasını gördük. Uzun bir kontuar sırası ve kontuar sırasından önce ise vize görüşmesinde karşılaştığımız soruların benzeriyle karşılaştık. Valizimizi kendimizin hazırlayıp hazırlamadığı, İsrail’de nereleri gezdiğimiz, çantamızda bıçak, çakı, patlayıcı olup olmadığı, tanımadığımız birinin bize paket veya zarf verip vermediği gibi beyin yakan sorularla karşılaştık. Kontuardan sonra ise çantalarımızın içinin didik didik bir fırça ile aradığı güvenlik önleminden sonra ise gümrükten geçtik. Ülkeden çıkarken ise pasaportumuzu bir makineye okutup çıkış bileti gibi bir belgeyle gümrük memuruyla diyaloğa girmeden çıktık.

Kudüs

İsrail’e gelirken görmek istediğimiz birçok yer Kudüs Eski Şehir bölgesinde yer alıyordu. Tarih ve din ile içiçe olan bu şehrin çok fazla gezilecek görülecek yeri var.

Temple Mount/Al Haram ash-Sharif bölgesi Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu bölge. Bu bölgeye yaklaşırken İsrail askerlerinin kontrolünden geçiyoruz. Ziyaret saatleri dışında müslümanlara bu bölge hep açık. Biz Cuma günü gittiğimiz için müslüman olmayanlara ziyaret kapalı olduğundan Ürdün askerleri önce bizi durdurdu. Pasaport kontrolünde Türk ve Müslüman olduğumuz anlaşılınca kısa bir Fenerbahçe – Galatasaray muhabbetinden sonra geçişimize izin verdi. Daha sonra kutsal alana geçerken sakallı bir dayı selamun aleykum diyerek müslümanlığımızı bir nevi test etti. Nereli olduğumuzu da sorup kısa bir diyaloğa girdikten sonra karşımızda Kubbet-üs Sahra.

Bu bölge Temple Mount (Tapınak Tepesi veya Morya Tepesi) Yahudiler ve Müslümanlar için kutsal bir bölge. Yahudiler için kutsal olmasının nedeni Kral Süleyman tarafından inşaa edilen ilk tapınağın burada yapılmış olması. İnşaa edilen tapınağın kalan parçaları ise bizim Ağlama Duvarı dediğimiz Western Wall. Müslümanlar için kutsal olmasının nedeni ise Hz.Muhammed’in göğe buradan yükselmiş ve göğe yükselirken bastığı taşın burada olması. Emeviler döneminde inşaa edilen Kubbet-üs Sahra’nın içinde olan bu taşı görebildik. Müslüman olmayanlar ziyaret gün ve saatlerinde bu bölgeye gelebiliyor fakat Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın içine giremiyor. Birçok sitede yazanın aksine biz selamlaşarak içeri girebildik. Türk olduğumuzu söylediğimizde herhangi bir sorunla karşılaşmadık.

Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa – Aksa en uzak demek oluyor – ise Kubbet-üs Sahra’nın karşısında yer alıyor. Burası ise Müslümanların ilk Kıblesi olduğundan kutsal kabul ediliyor ve dünyanın her yerinden buraya Cuma namazı kılmak için insanlar akın ediyor.

Ağlama Duvarı (Western Wall)

Ağlama Duvarı (Western Wall)

Temple Mount’un hemen dışında Ağlama Duvarı (Western Wall) yer alıyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi Kral Süleyman’ın inşaa ettiği kutsal tapınağın kalıntıları bu duvarlar. Koyu dindar Yahudiler buraya gelip ağlayarak, duvarı oluşturan taşların arasına kağıtlara yazdıkları dileklerini sıkıştırırak ibadet ediyorlar. Ağlama Duvarı’ndaki ortam ise daha çok kutlama, ibadet tarzıydı. Bir tarafta simsiyah giyinmiş dindar Yahudiler diğer tarafta aileleriyle gelmiş, çocuklu, kutlama tarzı eğlence yapan aileler. Ayrıca kadınların ibadet ettiği, ağladığı taraf bir paravanla ayrılmış. Ancak turistler paravanın üstünden kadınları da ibadet ederken fotoğraflayabiliyor veya izleyebiliyor. Biz en başta biri bize bir şey der mi diyerek çekinsek de 10 dk içinde olayı çözerek ibadet edenlerin dibine kadar gidip fotoğraflayabildik. Bizim zamanımız kısıtlı olduğundan Westen Wall tünellerini gezemedik ancak zamanı olanlar burayı da gezebilirler.

Özellikle Kudüs’te dindar Yahudiler’in kippa kullandıklarını gördük. Bunun bir emir değil ancak Tanrı’nın başlarının üzerinde olduğunu hatırlamak, unutmamak adına bir gelenek olarak bunu kullanıyorlar. Normal günler kippa giyen Yahudiler, dini bayramlarında ise Shtreimel, Spodik ve Fedoras da kullanıyorlar. Ayrıca bir emir olarak saçlarını favorilerinin üst kısmından itibaren uzatıyorlar.

Via Dolorosa

Via Dolorosa

Ağlama Duvarı’nın ardığından Via Dolorosa’yı takip ederek Kutsal Kabir Kilisesi’ne (Church of the Holy Sepulchre/Yeniden Diriliş Kilisesi) ulaştık. Via Dolorosa Hz.İsa’nın çarmıha gerilmeden önce acılar içinde yürüdüğü ve Romalılar tarafından işkenceler gördüğü yol. Bu yolun sonu ise kiliseye çıkıyor. Hergün Hristiyanlar burada o günleri anmak amacıyla sırtlarında haç taşıyarak bu yolu geçiyor. (Tabi şuan bu yol sağlı sollu hediyelik eşya satan dükkanlar ile dolu)  Kutsal Kabir Kilisesi ise Hristiyanlar için önemli bir haç noktası; Hz.İsa’nın burada çarmıha gerildiğine, burada gömülü olduğuna ve tekrar burada dirileceğine inanan Hristiyanlar burayı ziyaret ediyor. Kilise’yi ise Roma’nın ilk Hristiyan imparatoru Constantin’in annesi Azize Helena yaptırmış.

Kutsal Kabir Kilisesi

Kutsal Kabir Kilisesi

Eski Şehir’in hemen dışında yer alan Zeytin Dağı’na arabayla çıkıp şehri uzaktan fotoğraflamak istedik ancak trafik bizi canımızdan bezdirdi. Zeytin Dağı ise Yahudilik’te Mesih’in dünyaya döneceği nokta olduğundan önemli. Sırf bu nedenden Zeytin Dağı’nın eteklerine gömülü 150.000 Yahudi’nin olduğu rehberimizde yazılıydı.

Kudüs Eski Şehir bölgesi Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmış surlarla çevirli. Toplam aktif 8 kapısı bulunan Eski Kudüs bölgesi iç içe geçmiş mahallelerden oluşuyor. Örneğin Yahudi Mahallesi’nden çıkıp Müslüman Mahallesi’ne geçtiğinizde binalar ve insanlar değişiyor, çocuklar para istemeye başlıyor. Hristiyan Mahallesi’ne geçtiğinizde kiliseler artmaya başlıyor. Biz Kutsal Kabir Kilisesi’nden sonra Damascus (Şam) Kapısı’ndan çıktık.

Kudüs Eski Şehir Haritası

Kudüs Eski Şehir Haritası

*Kudüs Sendromu: Geziyi yaparken Kudüs’te dinin etkisi, ortam, insanların yaşam tarzı gerçekten etkileyici. Buraya gelen dindar kişilerin kendilerini ortama fazla kaptırıp, Kudüs’ten etkilenip kendini peygamber veya havari zannetme hastalığı varmış. Bu 1930’lu yıllarda ilk kez Kudüslü psikiyatrist Dr.Heinz Herman tarafından tespit edilmiş. Bir İngiliz kadının Hz.İsa’nın tekrar geleceğinden emin olarak Scopus dağına bir bardak çay ile çıkmasıyla ilk kez bu hastalıkla karşılaşılmış. Daha sonra da bir kadının kendini Meryem Ana zannedip Beytüllahim’e gidip oğlu Hz.İsa’yı araması gibi bir çok örnekle karşılaşılmış. En ciddi olanı ise 1969 yılında Kanadalı fanatik bir Hristiyan’ın Mescid-i Aksa’yı yakmaya çalışmasıyla olmuş. Hz.İsa’nın tekrar dünyaya dönmesi için Hristiyanlığa ait olmayan yerlerin yok edilmesi gerektiğine inanan Kanadalı, bugün Mescid-i Aksa ve diğer yerlere Müslüman olmayanların girememe nedenidir.

Filistin’e Geçiş

Zamanımız kısıtlı olduğundan en önemli 3 yeri gördükten sonra Doğu Kudüs’e oradan da Filistin’e geçmeye karar verdik. Bu noktadan sonra herşey planımız dışında gelişmeye başladı. Çünkü Filistin’e nasıl geçeceğimiz, nasıl döneceğimiz, nereye gideceğiz net değildi. Şam Kapısı’ndan çıktıktan sonra Doğu Kudüs’e geçmiş olduk ve levhalar, dükkanlar, işaretlerin hepsi Arapça oldu. Şam Kapısı’ndan Beytüllahim’e giden otobüsleri bulduk. Yolculuğun yaklaşık 30 dk süreceğini öğrendikten sonra saat 3 gibi otobüse bindik.(7 şekel) Havanın 4:30 gibi karardığını bildiğimizden yarım saatte gider 1 saat gezip döneceğimizi umuyorduk. Ancak tabiki Ortadoğu’da olduğumuzdan işler bu kadar kolay olmadı. Öncelikle İstanbul trafiğini bile aratmayan bir trafiğe girdik. Daha sonra yolun İsrail askerleri tarafından kapatıldığını öğrendik ve alternatif bir yoldan gitmeye başladık. Yaklaşık 1 buçuk saat süren bilinmez bir yolculuktan sonra Beytüllahim’e vardık.

Otobüsten indiğimiz noktada taksiciler hemen etrafımızı sararak bizi gezdirmek için pazarlığa girişti. Filistin – İsrail arasındaki duvarda yer alan Banksy’nin çizimlerini, mülteci kamplarını ve Hz. İsa’nın doğum yeri olduğundan önemli kiliselerini gezdirmeyi önerdiler.(80 şekel) Havanın da kararmaya başlaması nedeniyle sadece duvarın çevresini ve grafiti çalışmalarını gezebildik. Buraya daha erken gelip, mülteci kampları da ziyaret edilebilir. Buradaki mülteci kampları artık Filistinliler’in yaşam alanları olmuş. Bu mahallelere, Batı Şeria’ya sıkışmış olmanın verdiği kötü hava hissedilebiliyordu. Filistinliler’in kafasına göre Kudüs’e geçemediğini, İsrail Devleti’nden aylık 2.000 şekel (yaklaşık 1900 TL) karşılığı izin belgesi almaları gerektiğini taksiciden öğrendik. Gazze’nin durumunun ise daha kötü olduğunu söyledi şoförümüz.

Saat 5:30 otobüsüyle Kudüs’e dönmeye karar verdik ki sınır zaten 7 gibi kapanıyormuş. Otobüs ile Kudüs’e dönerken İsrail askerlerinin beklediği kontrol noktasından geçerken otobüsümüz durduruldu. Otobüste yer alan yaklaşık 15 Filistinli kız öğrenci bir anda otobüsü terketmeye başlayınca biz de çıkmak istedik. Ancak öğrenciler bizim otobüste beklememizi söyledi. Tam bir belirsizliğin içinde beklerken İsrail askeri uzun namlulu silahıyla otobüse girdi ve bizim dışımızdaki iki kişinin izin belgeleri kontrol etti. Biz elimizde pasaportlar ve barkodlu belgelerimizle beklerken İsrail askeri yüzümüze şöyle bir bakıp otobüsü terk etti. Bu sırada Filistinli kız öğrenciler dışarda sorgulanıp teker teker otobüse bindi. Bu süreç yaklaşık 15 dakika sürdü ve sonunda hergün bu kontrollerin yapıldığı, izinlerinin veya belgelerinin olmaması durumunda İsrail askeri tarafından kötü muameleler ile karşılaştıklarını öğrendik. Evleri Doğu Kudüs’te, okulları Batı Şeria’da olan bu öğrenciler durumu kanıksamış bir şekilde bize Burak Özçivit’i, Barış Arduç’u sordular.

231 Numara Kudüs Otobüsü

İsrail Askerleri Tarafından Durdurulan Otobüsümüz

İsrail askerinin keyfi uygulamalarına Kudüs Eski Şehir’de de rastlamıştık. Yoldan geçen Filistinliler’i kafalarına göre çağırıp kimlik veya belge kontrolü yapıyorlardı. Bu coğrafyada yaşayan insanların hayatları gerçekten zor. İsrail askerlerinin de kendilerine göre bir nedeni vardır belki ama her iki taraf için de zor bir hayat söz konusu.

Lut Gölü – Golan Tepeleri – Tiberias

Kudüs’ten ayrıldıktan sonra istikametimiz Lut Golü (Dead Sea) oldu. Burası dünya üzerindeki en alçak nokta. Deniz seviyesinden yaklaşık 430 metre aşağıda Dünya’nın en tuzlu üçüncü gölü. Tuz oranı çok yüksek olduğundan hiçbir canlı yaşamıyor. Amacımız burada bir plaj bulup göle girmekti. Gerçi anlatılan tuz oranından dolayı gölde batmayacağımız, yüzeyde kalacağımız yönündeydi. Rehber kitapta yazan plajlardan birine geldiğimizde yolun kapalı olduğuyla karşılaştık ve başka bir plaja yöneldik. Burada ise yüksek giriş ücreti (yaklaşık 45 TL) nedeniyle vazgeçip özel olmayan bir plaj ararken daha güney gitmemiz gerektiğini öğrendik. Bu noktada güneyde yer alan Masada’ya gitmek yerine yönümüzü kuzeye Golan Tepeleri’ne çevirdik. Lut Gölü’ne yaklaşık gördük ama ne yazık ki giremedik. (Belki Ürdün seyahatinde artık)

Deniz Seviyesinden 300m Aşağıdayız

Deniz Seviyesinden 300m Aşağıdayız

Golan Tepeleri’ne  akşam üzeri vardık. Burası İsrail’in Suriye’den 1967 yılında 6 Gün Savaşları sırasında aldığı topraklar olup, şuan bile durumu muallakta. Karşımızda Suriye, ortada Birleşmiş Milletler karargahı. İsrail bu toprakları alıp verimli yeşil bir alan yaratıp tarıma açmış. Zaten yollarda Yahudi şehirlerinden geçerken bol ağaçlı, Müslüman şehirlerinden geçerken ise bir tek ağacın olmadığı yerler gördük. İsrail’in tarıma, doğaya, yeşile verdiği önem buradan anlaşılıyordu. Golan Tepeleri’ne giderken bir çok askeri birlik ve İsrail tankına da rastladık. Tetikte bekliyorlardı anlaşılan 🙂

Golan Tepeleri’ne giderken Taberiye Gölü kıyısında yolda “Turkish Pilots” yazan bir tabela görüp yönümüzü değiştirdik. Hiçbir yerde yazmayan bu anıt, 1914’de Şam’dan Kudüs’e gitmekte olan uçağın düşmesi sonucu ölen iki Türk pilot anısına yapılmış. İnternette bile burası hakkında bilgi bulmak zorken burayı tesadüfen görmek bizi mutlu etti.

Daha sonra konaklayacağımız Tiberias şehrine geldik. Ancak atladığımız çok önemli bir konu olduğunu o gün akşam fark ettik; Şabat. Şabat’ın Yahudiler’in dini günü olduğunu o gün hayatın durduğunu az çok okumuş duymuştum. Ancak kelimenin tam anlamıyla tamamen durduğuna orada şahit olduk. Tiberias şehri nispeten büyük bir şehir olmasına rağmen Cuma akşamı havanın da geç kararması ve Şabat olmasından dolayı terkedilmiş bir şehir havasına sahipti. Özetle Yahudiler’in inancına göre Tanrı dünyayı 6 günde yaratıp 7. gün duruyor. Bu nedenle Cuma gün batımından Cumartesi gün batımına kadar Yahudiler de tam anlamıyla duruyor. Ateş yakmak, televizyon izlemek, yazı yazmak, araba sürmek, asansöre binmek yasakların bazıları. Kısaca hiçbir şey üretmemeleri gerekiyor. Tiberias’da toplu taşıma dahil hiçbir şeyin çalışmadığını, bir iki Müslüman bakkalından başka açık bir dükkan olmadığını görünce moralimiz bozuldu. Açık bulduğumuz bir Lübnan lokantasında yemek yiyip kiraladığımız daireye geçtik.

Tiberias şehri aslında önemli bir tatil noktası. Hristiyanlar için kutsal kabul edilen noktalardan biri. Ayrıca yaz tatili için de seçilen bir şehir. Hz.İsa’nın suda yürüme, fırtınayı dindirme gibi mucizelerini gerçekleştirdiği noktalardan biri olarak kabul ediliyor. Biz açıkçası Tiberias’ı sevemedik, belki Şabat’ın sakinliğinden belki umduğumuzu bulamamaktan…

Haifa ve Tel Aviv

Ertesi gün rotamız Haifa ve Tel Aviv oldu. Haifa’ya kuzeyden doğru girdik ve hedefimiz Carmel Dağı’ndaki Baha’i Bahçeleriydi. Burası Bahailik inancının merkezi olarak görülüyor. Yemyeşil bir alan ve harika bir manzaraya sahip bu alana girmek ücretsiz. İsrail’de dini ve tarihi yerlerin bir çoğu ücretsiz. İran’dan yayılan Bahailik dini tek tanrılı bir din olup, kurucusu Bahaullah’dır. İstanbul ve Edirne’de de sürgün hayatı yaşamış olup, eserleri Osmanlı Toprakları’nda kaleme alınmış. Ülkenin her yeri daha önce bahsettiğim gibi dini bir hava içinde.

Baha'i Gardens

Baha’i Gardens

Haifa’dan sonra İsrail’in diğer ülkeler tarafından başkent olarak kabul edilen şehri Tel Aviv’e geldik. (İsrail başkentinin Kudüs olduğunu söylemekte olup uluslararası olarak kabul edilmiyor) Yaklaşık 420bin nüfuslu şehir diğer şehirlerden farklı olarak bir Avrupa şehri havasında. Büyük binalarıyla, plajlarıyla, kafeleriyle, barlarıyla canlı bir şehir. (Şabat’ı saymazsak) Biz buraya 1 gün ayırdık. Bu bir günlük süreçte plajlarında dolaştık, ara sokaklarına girdik, Ben Gurion’un çalışmalarını yürüttüğü evini gördük. Tel Aviv eğlenceli canlı bir şehir ancak Kudüs’ün havasının olmadığı kesin. 70 km ilerde abluka altında olan Gazze’yi düşününce Tel Aviv’in apayrı bir hayatı olduğu açık.

Tel Aviv Sahili

Tel Aviv Sahili

Tesadüfen Büyük Sinagog’un yanında oturduğumuz Port Sa’id isimli mekan İsrailliler ve yabancı turistler tarafınan oldukça popüler bir yer. Tok olduğumuz için yemeklerini deneme fırsatımız olmadı ancak bizim meze olarak yediğimiz patlıcan, yoğurtlu kızartma, şakşuka tarzı yiyecekleri bira ve şarapla yiyorlardı. Yerel biralarından olan Goldstar’ın içimi ise oldukça yumuşaktı. Bir ibadethaneye karşı içmek Türkiye’de olması düşünülecek bir durum değil ancak laik bir ülke olarak İsrail’de sakallı, siyah takım elbiseli bağnaz bir Yahudi’nin yanında mini etekli bir kızı otobüs durağında yan yana görmek mümkün.

Ben Gurion'un Çalışma Sarayı

Ben Gurion’un Çalışma Sarayı

Notlar:

  • Ortadoğu’yu anlamanın Dünya’yı anlamak olduğu söylenir ki İsrail’e gidince bu sözün doğru olduğunu daha iyi anladık ama kafamızdaki soru işaretleri daha da arttı.
  • Kiraladığımız araç ile yolculuk yaparken yol üzerinde Batı Şeria’ya geçip, daha sonra tekrar İsrail’e geçtiğimiz yerler oldu. Bu geçişlerimiz sırasında kontrol noktalarında pasaportlarımız ve barkodlu giriş belgelerimiz İsrail askerleri tarafından kontrol edildi.
  • Türk olduğumuzu söylediğimizde hem İsrail’de hem de Filistin’de hiç sorun yaşamadık hatta herkes ile sohbet edecek bir nokta çıktı.
  • İsrail’e gitmeden önce “Kudüs Ey Kudüs” kitabını okumanızı öneririm ki İsrail’in, İsrail askerinin neden bu kadar tedbirli davrandığını, İsrail Devleti’nin kuruluş sürecini daha iyi anlayabilirsiniz.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *